Lastfm eskiden buralar dutluktu

eskiden buralar dutluktu
http://twitter.com/budaboylebisey

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Henüz tam karanlık çökmemişti güne. Gördüğümde onu yolda, bir başına, eşinden ayrı düşmüş, gövdesi yere devrilmişti; ruhu bitikti, fark edebiliyordun.

Soluklaşmıştı çehresi, fakat yine de koyu kırmızı teni seçilebiliyordu. Başından ne geçtiği bilinemeyecek, sorulsa yanıtlayamayacaktı; hikayesi artık renksizleşmiş ve yarım kalmıştı. Nerden ve nasıl geldi, nereye gidecekti?.. Tam bir bilinmez. Bilinse bile, eski haline dönmedikçe hiçbir şey anlam ifade etmez.

Cansız, öylece duruyor, belki hiçbir şeyden bahsetmiyordu hali. Ama, hiçbir ayrılmış çift daha önce bana, sokaktaki, o yan yatmış ayakkabı teki kadar hüzünlü gelmemişti.


[Flash 9 is required to listen to audio.]

Bir zamanlar, konuşacak şeyim olmadığında(n) susmak seçenek değildi çoğu zaman, susardım. Şimdiyse, susuyor olmam çoğu zaman, söyleyecek fazla şeyim olsa da, söyleneceklerin beyhude olmasından.


[Flash 9 is required to listen to audio.]

Çizdi sayfasındaki birçok ismin üzerini, ölüm mürekkebine batırdıktan sonra divitini.


[Flash 9 is required to listen to audio.]

Mumun yanarken ardında bıraktığı yaşanmışlıktan yeni bir mum yarattım. Biraz uğraştım, üzerinde zaman harcadım. Görüntüsüne son defa baktığımda olmuş denilebilirdi ve ben de yaktım. Bir süre geçtiğinde -hala yanıyorken- devinimlerinde tedirgindi ve alevlerinde ağlamaklı gibiydi; canı yanıyor olabilirdi. Bunu hiç düşünmemiştim. Öngörülebilecek bazı şeyleri hesap etmemiştim görünen o ki.
Doğa kanunlarına karşı gelememiştim ve hala bir şekilde ben de bencildim. Bakmayı sürdürdükçe ona anladım ki,
aynı şeyleri tekrar tekrar yaşayıp aynı sonla hikayesinin biteceğini o da fark etmişti.


[Flash 9 is required to listen to audio.]

Hepimiz en azından bir kitabın(hayat) yazarıydık ve bu hususta en büyük yazım hatamız, işlerken harfleri onun sayfalarına, kurguya sürekli başkalarının müdahale etmesine izin veriyor olmanın telafisi güç yanını çok geç fark edecek olmaktı.
Ve hiç kimse de söylemezdi, çünkü muhtemelen bilmezdi; kendin keşfetmeliydin, en güzel hikayelerin karakalemle çizeceğin çalakalem sözcükleri birbirine eklediğinde ortaya çıkabileceğini.


[Flash 9 is required to listen to audio.]

“Büyük aşklar yolculuklarla başlar
ve serüvenciler düşer bu yollara ancak

Onlar ki dünyanın son umudu
soyları tükenen birer çılgındırlar

Ne bir adresleri vardı onların yeryüzünde
ne de aşktan başka bir sığınakları
Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
ölümle alay ederler sanki

Nerde beklenirse ordaydılar
bir kez bile gecikmediler ömür boyu

Onları daima yalnız kılan
neydi bu yaşam denilen gürültüde

Her dilden bir adları vardı onların
ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar

Sarışındılar belki de esmer
yani birçok yüzün bileşkesi

Ne altın arayıcısıdırlar
ne de aylak bir gezgin

Vurulup düşseler de her kuşatmada
serüvencidir onlar ve hiç ölmezler

Ki onlar hep yalnızdır ve nasılsa
bulurlar heder olmanın bir yolunu

Onlar ki dünyada
kahraman olmaya mahkûmdurlar

Sislenen anılar kaldı bize onlardan
renkleri bozulup duran solgun anılar

Nasıl yazılmalı ki silinip gitmesin
bulutlar gibi çekilmesin gök boşluğuna

Bileği güçlü ve gözüpek avcılar mıydı
Onları kuşatıp yeryüzü cennetinden atan

Yoksa kendini tüketen hüzünler miydi
vurulup düştükçe ışığını karartan

O serüvenlerin günlüğü tutulmadı
yazılmadı o insanların destan şiiri

Parça parça ettirilseler bir kartala
(ki sanırım böyle oldu sonları)

Fışkırır yüreklerinden
Başarısız ihtilallerin yangınları

(…………………………………………. …………
………………………………………….. …………

Dünyanın cesur ulusları yoktu, cesur insanları vardı.
Onlar, aşkın ve hayatın havarileri, büyük serüvencilerdi.
Onlar, bu ihtiyar cadının maskesini parçalamak ve
yeryüzü denilen cenneti bize sunmak istediler. Bütün
ömürleri bu kavgayla geçti. Ne adları vardı onların, ne
ulusları, ne dinleri ne de anıtları.

Ama biz onlar için ölüm fermanları hazırlayıp görkemli
mangalar kurduk. Savaşlar açtık peşpeşe. Kentleri ele
geçirip vahşi bir hayvan gibi avladık. Nerde
görülürse kurşuna dizdik ve süslü kemerler yaptık
onların kafa derilerinden. Biz cellattık ve tarih suratımıza
tükürürken, bir kez bile bağışlanmayı istemedi onlar..

Derler ki, son büyük serüvenci yaralıdır hâlâ…”


[Flash 9 is required to listen to audio.]

Kendine gelmek için kaza yapana değin sürmek, mantıklı olmadığı halde, yaygın olarak kullandığımız bir hamledir. Ve çarpmanın etkisiyse hep daha fazla kaybettirir. Bize kalan, olayın gözbebeğinden, yalnızca yıkımı seyir etmektir.


[Flash 9 is required to listen to audio.]

Bilmek, yanlışlar(ın)dan arındırıyor mutlaka ve bu, yeis bir simanın anlık gülümseyişi solduğunda duyumsadığıyla aynılık taşıyan bir burukluk yerleştiriyor zihnine. Bilmenin sevinciyle eş zamanlı sürdürülen teessürün başladığı o noktada, vuruluyorsun durmaksızın her yandan taşan yanlışlıkla. Devrilmesen de hemen, nefesin kesiliyor aklın almayan davranışlarda. Bakışların donuklaşıyor, konuşma yetin cılızlaşıyor, tenin tenlere yabancılaşıyor, sıcaklık hissini kaybediyor ve artık kalabalıkta kayıp sendeliyorsun. Gitmek arzusu birbirini eklerken kendi ardına göğsünde bir yumruk oluyor ve durmadan içerden kaburgayı zedeleyen örseleyişlerde bulunuyor. Başlarda ağrı veren bu kesif devinim, zamanla değişiyor ve acıya evriliyor. Başedilemez ağrının kısmen hafifleyip vücut bulduğu o acı neyse ki biraz katlanılır görünüyor; bu yüzden ihtiyatla sıktığın dişlerini biraz gevşetiyorsun ve bu gevşeyiş, kendine itikadının sağ kalan ölgün yanına küçük dozda bir iyi hissediş zerk ediyor. Bazen çok geçmeden sönecek anlık keyifler gerçekleşiyor. Hala varolan güzel birkaç şey bile çıkabiliyor karşına, fakat sonra ihya edilemeyen/edemediğin yanın gösteriyor kendini daima sancılı uğultuda. En sonunda ve de yoruluyorsun.
Hep yoruluyorsun! O zaman da çekiyorsun uykuyu, dayıyorsun şakağına, ateş edip düşürüyorsun bedeni yatağa dirilmek ihtiyacıyla. Böylelikle imitasyon bir gün için yine doğuyorsun diğer günün ortasına, başlangıcına veya sonuna; ama hep, en başta seçemediğin zamanın herhangi bir anına.


[Flash 9 is required to listen to audio.]

Akışına engel olduğun hayaller, içine damlayarak vücudunda hapsoluyor.
Oluşan birikinti bedeni ağırlaştırıyor. Bu şekilde zamanla yükü artan beden, taze bir düş ortaya çıksa bile, onu yetersiz gücüyle yalnızca uzaktan seyrediyor ve bulunduğu mesafeden ancak imgelerle besliyor.
İçinde birçok şey oluyor. Oysa dışarda tahayyül ettiklerin soluk almıyor.
Mesafe çoğalıyor, yükseklik artıyor, uçurum büyüyor…
An geliyor imgeler de sönükleşiyor, kayboluyor veya yitikleşiyor.
Kısaca, geçen sürede vuku bulan durumda attığın aynı adımlarla ortaya çıkan tabloda; çürüyorsun usulca “bir şey” yapmadıkça.


back
archives / rss